19 thoughts on “home-not-logged-in

  1. Backlinks are links from a page on one website to another. This is important to us and you are giving us a chance and opportunity to help each other. We are hoping to have the same goal for the future of ours. OLE777

  2. İnsanlar, kişisel tercihler ve sağlık endişeleri de dahil olmak üzere birçok nedenden dolayı vejetaryen diyetleri seçerler. Etik değerler bunlardan biridir. Örneğin birçok vejetaryen, hayvanların öldürülmesini veya zarar görmesini istemediği için et tüketmeyi tercih etmez. Bu kişiler, endüstriyel çiftliklerde yetiştirilen hayvanlara yapılan muamelenin karşısındadırlar.

    Çevre, bazı vejetaryenler için ek bir endişe kaynağıdır. Çiftliklerden gelen hayvan atıkları toprağı, suyu kirletebiliyor ve otlak alan açmak için ağaçlar kesiliyor. Sera gazının çok büyük bir kaynağı da hayvancılıktır.

    Dini inançlar da vejetaryenlikte önemli bir rol oynayabiliyor.

    Vejetaryenlik, genel olarak bitkisel kaynaklı her türlü besinin tüketildiği, hiçbir hayvanın etinin yenilmediği ancak hayvansal ürünlerin tüketildiği bir beslenme biçimidir. Birçok çeşidi vardır. Hepsinin ortak noktası ise, beslenme ihtiyaçları için öncelikle bitkisel kaynaklı gıdalara güvenmeleridir.

    VEJETARYENLİK ÇEŞİTLERİ
    VEGAN DİYETİ:

    Hayvansal kaynaklı besinlerin hiç biri tüketilmez. Kırmızı et, kümes hayvanı eti, balık ve deniz mahsulleri, süt ve ürünleri, yumurta, bal tüketilmez.

    LAKTO VEJETARYEN DİYETİ:

    Hayvansal besin kaynağı olarak süt ve süt ürünleri diyete dahildir.

    OVA VEJETARYEN DİYETİ:

    Hayvansal besin kaynağı olarak yumurta tüketilir.

    LAKTO-OVA VEJETARYEN DİYETİ:

    Süt ve yumurta tüketilir. Günümüzde en çok uygulanan vejetaryen beslenme biçimidir.

    POLO VEJETARYEN DİYETİ:

    Hayvansal besin kaynağı olarak sadece kümes hayvanı eti tüketilir.

    PESKO VEJETARYEN DİYETİ:

    Hayvansal besin kaynağı olarak sadece balık ve su ürünleri tüketilir.

    SEMİ-VEJETARYEN DİYETİ:

    Kırmızı et tüketmeden sınırlı miktarda kümes hayvanı eti ve balık tüketilir. Aynı zamanda yumurta ve süt tüketirler.

    Vejetaryen diyetin sağlığınızı koruması ve geliştirmesi için besin öğelerinin çeşitliliği yüksek olmalıdır. Eğer uyguladığınız vejetaryen diyet kötü şekilde planlanırsa sağlığınızı kötü etkileyecektir. Örneğin gün içinde; kola, peynirli pizza, şekerli gıdalar, makarna, atıştırmalık, fazla yağlı/kızartma gıdalar tüketerek de vejetaryen beslenebilirsiniz. Ancak bu beslenme şekli sağlığınızı tehlikeye atacaktır. İyi uygulanan bir vejetaryen beslenme sizi kalp damar hastalıkları, inflamasyon, diyabetten koruyacakken bahsettiğimiz türde bir beslenme tarzı bu hastalıklara davetiye çıkaracaktır.

    Sebze-meyve çeşitliliği yüksek, tam tahıllı ürünleri yeterli miktarda kullandığınızdan emin olmalısınız. Aynı zamanda besleyici, az yağlı, bitki bazlı yiyeceklerden bile çok fazla tüketerek yüksek kalori alırsanız kilo alacağınızı da unutmayın. Bu nedenle porsiyon kontrolü sağlayabilmeniz, gıda etiketlerini okumanız ve düzenli fiziksel aktivitede bulunmanız da önemlidir.

    Her öğün farklı besin gruplarının en az biri tüketilmelidir. İyi düzenlenmiş bir vejetaryen diyeti kompleks karbonhidratlı besinler, düşük doymuş yağ, kolesterol, yüksek miktarda doymamış yağ, posa ve fitokimyasal içerir. Alınan kalorinin %50 si karbonhidratlardan karşılanmalıdır. Kompleks karbonhidrat içeren besinler; tam buğday, bulgur, yulaf, esmer pirinç, kinoa, sebzeler ve meyvelerdir.

    Diyetiniz ne kadar kısıtlayıcı olursa, ihtiyacınız olan tüm besin maddelerini almak da oldukça zorlaşacaktır. Vejetaryen kişilerin diyetlerindeki esas problem yetersiz miktarda ve kalitede protein tüketimidir.

    https://www.ozgebayraktar.com.tr/

  3. Diyabet (şeker hastalığı), kronik bir hastalıktır yani kısa sürede geçen bir rahatsızlık değildir. Sürekli tıbbi bakım gerektiren ve ilerleyen bir hastalıktır.

    Vücudumuz enerji almak için besin olarak öncelikle glikoza başvurur. Glikoz karbonhidratlı besinlerin sindirilmesi sonucu açığa çıkar ve kana geçer böylece kan şekerini oluşturur. Bu sırada pankreasımızdan insülin üretilir, insülin de glikozun hücrelerimizin içine alınmasını sağlar. Diyabet (şeker hastalığı) insülin düzeyindeki dengesizlikler nedeniyle vücudun karbonhidrat, protein ve yağlardan yeterince yararlanamadığı bir hastalıktır. Kan şekerinde dengesizlikler oluşur.

    Diyabet (şeker hastalığı) sağlık otoriteleri tarafından salgın kategorisine alınmıştır. İlk kez bir kronik hastalık bu kategoride değerlendirilmiştir. Çalışma şartları ve teknolojinin getirdiği hareketsiz yaşam, işlenmiş gıdaların artması, sağlıksız beslenme tip 2 diyabet (şeker hastalığı) ve obeziteyi adeta bir salgın haline getirmiştir. Türkiye’de 2010 verilerine göre 12 yılda diyabet (şeker hastalığı) %90, obezite %44 artmıştır. Dünyada 2010 yılında 285 milyon kişi diyabetliyken şu an 537 milyon yetişkin (20-79 yaş) diyabetlidir. Bu rakamların 2030 yılında 643 milyon ve 2045 yılında 783 milyon olacağı tahmin ediliyor.

    2021’de 6,7 milyon kişi diyabet (şeker hastalığı) nedeniyle ölmüştür. Bu günün her 5 saniyesinde bir 1 kişinin ölmesi demektir. Diyabet (şeker hastalığı), dünyada son 15 yılda %316 artışla sağlık harcamalarında en az 966 milyar dolar harcanmasına neden olmaktadır.

    Diyabetin 2 çeşidi vardır; tip 1 ve tip 2 diyabet. Ancak bazı genetik bozukluklara, endokrin hastalıklara, enfeksiyonlara ya da kullanılan ilaçlara bağlı olarak gelişen diyabetler de vardır. Örneğin akromegali, Cushing sendromu ve hipertiroidide kan şekeri yükseklikleri görülebilmektedir. Son yıllarda şişmanlığın artmasıyla özellikle genç yaştaki kişilerde, tip 1,5 diyabet (şeker hastalığı) denilen hem insülin eksikliği hem de insülin direnci olan bir tablo da görülmektedir. Bir de gebelik sürecinde gelişen gestasyonel diyabet vardır.

    Gebelik Diyabeti: Gebelik sürecinde 24. Hafta civarında ortaya çıkan diyabettir. Ayrıntılar için yazımızı okuyabilirsiniz.

    https://www.ozgebayraktar.com.tr/

  4. Kilo alma, çoğunlukla olumsuz bir durum gibi görünse de toplumdaki pek çok kişi aşırı zayıflıktan ve kilo alamamaktan şikayetçidir. Kilo verme diyetleri kadar ön planda olmayan kilo alma diyetleri, kimi bireylerin ideal kilo aralığına erişmesinde ve daha sağlıklı olmasında son derece etkilidir. Bu nedenle kilo almaya yardımcı olan besinlerin doğru şekilde tüketimine dayalı uygulanan kilo alma diyetleri, özellikle aşırı zayıf kimseler tarafından merak edilir. Pek çok kişiye göre kilo almak son derece kolay gibi gözükse de kilo artışının sağlıklı gerçekleştirilmesi lazımdır. Aksi halde kişide çeşitli sağlık problemleri baş gösterebilir. Bu yazımızda sağlıklı kilo almaya dair merak edilenleri irdeledik.

    Kilo Alma Süreci Kimler için Uygundur?

    Kilo alma diyetleri, ideal kilonun altındaki ve istese de kilo alamayan bireyler tarafından uygulanmalıdır. Bunun için öncelikle kişinin bir doktora muayene olması çok önemlidir. Kişi eğer bir rahatsızlıktan dolayı kilo alamıyorsa buna yönelik bir tedavi uygulanmalıdır. Tüm bu süreç berraklaştıktan sonra bireylerin öncelikle kendi ideal kilo aralığını iyi tespit etmesi gerekir. İdeal kilo kişinin yaşı, cinsiyeti, yağ-kas oranı ve kronik hastalıklarına göre farklılık gösterebilir. En doğru hesaplama yöntemi ise vücut kitle indeksi formülünden yararlanmaktır. Vücut kitle indeksi, vücut ağırlığının metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilen bir değerdir.

    Vücut kitle indeksine göre kilo durumu şu şekildedir:

    18,5 ve altı: Zayıf
    18,5 ile 25 aralığı: Normal
    25 ile 20 aralığı: Hafif Şişman
    30 ve üstü: Obez

    Vücut kitle indeksi kişinin ideal aralıkta olup olmadığını anlamanın en kolay yoludur. Buna göre kitle indeks değeri 18,5’un altında olan bireylerde kilo alma diyeti uygulanması gerekir. Bu bireylerde kilo alımı, hayati fonksiyonların devamlılığı ve metabolizma sağlığı için oldukça önemlidir. Vücut kitle indeks değeri, kişinin aktif spor yapma durumunda daha farklı hesaplanmalıdır. Profesyonel spor yapan bireyler ideal kilo aralığında olsa bile vücuttaki kas oranı normal bireylere göre çok daha yüksektir. Bu nedenle kitle indeksi ideal aralığın üstünde olan çok sayıda sporcu bulunur. Bu durumda vücut analizini yaşa, cinsiyete ve spor etkinliklerine göre yapılmalıdır.

    Zayıflığın Sağlığa Olumsuz Etkileri

    Aşırı zayıflık, obezite ve şişmanlık gibi sağlık açısından ideal olmayan bir durumdur. Aşırı zayıflık da vücutta çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur. Bunların başında vitamin ve mineral eksikliklerine bağlı gelişen sorunlar sayılabilir. Ayrıca aşırı zayıf bireylerde kansızlık ve güçsüz bağışıklık sistemi de sık karşılaşılan sorunlardandır. Vücudun ideal kilo aralığında olması, sağlıklı bir hayat sürmede etkilidir. Zayıflığın neden olduğu diğer sorunlar şunlardır:

    Büyüme ve gelişme güçlüğü
    Çabuk yorulma
    Hormonal bozukluklar(adet görmeme, adet düzensizliği, cilt bozuklukları, gebe kalmada zorluk)
    Çalışma verimi ve odaklanmada düşüş
    Doğum yapan kadınlarda süt veriminde azalma
    Sık tekrarlayan enfeksiyonlar
    Menopoz sonrasında kemik erime riskinde artış
    Soğuk havalarda vücut ısı dengesinin sağlanamaması

    Zayıf bireylerde, vücut devamlılığını sürdürmek için gerekli oranda besin ve enerji alamaz. Bu da zamanla çeşitli doku ve organlarda yetersiz beslenmeye bağlı bozuklukların ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle zayıf bireylerde sağlıklı kilo alımının sağlanması ve genel sağlık taramasının yapılması gerekir. Kimi bireylerde kilo alamama, belirli bir sağlık sorunu nedeniyle gözlenen bir belirtidir. Bu bireylerde kilo alma diyetlerine başlamadan önce altta yatan nedenin iyi tespit edilmesi lazımdır. Nedene bağlı yazılan kilo alma diyeti ile kişinin sağlıklı ve dengeli kilo alması sağlanabilir.

    https://www.ozgebayraktar.com.tr/

  5. Polikistik over sendromu, üreme çağına gelmiş kadınlarda oluşan, metabolik başka hastalıkların da oluşmasına yol açan karmaşık bir hormonal dengesizliktir. Sağlıklı bir yumurtalıkta adet döngüsünde folikül dediğimiz yapılardan bir tanesi seçilerek olgun folikül haline gelir. Olgun folikül yumurtlama yoluyla yumurtalıktan atılır ve böylece adet dönemi gerçekleşir. Polikistik Over sendromunda ise bu foliküller su toplar gelişemez ve atılamaz. Yani polikist dememizin sebebi yumurtalıkta çok sayıda olgunlaşmamış folikül bulunmasındandır. Bu kişilerde kanda progesteron ve östrojen seviyelerinin düşüklüğü ve bunun yanında androjen hormonların yüksekliği söz konusudur. Daha çok 15-50 yaşındaki kadınlarda görülmektedir. Yaygın endokrin bir bozukluk olan polikistik over görülme oranı gün geçtikçe artmaktadır. Günümüzde görülme sıklığı %5-10’dur.

    PCOS’un neden olduğu hala tam olarak bilinmemektedir. Genetik faktörler araştırıldığında net bir sonuç ortaya çıkmasa da PCOS teşhisi alan kişilerin anne-çocuk ya da kız kardeşinde de polikistik over görülme sıklığının yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca obezitenin de bir takım hormonal problemler yaratarak PCOS’a neden olabileceği araştırılmaktadır.

    Bu yazımda sizlere PCOS’un metabolizma üzerine etkilerini ve beslenme tedavisini anlatacağım. Bu yazımı okuduktan sonra sorularınız olursa mail/whatsapp/telefon yoluyla bize ulaşabilirsiniz.

    Polikistik Over Belirtileri Nelerdir?

    Aşağıda belirttiğim semptomların hepsi bir kişide görülmeyebilir çünkü PCOS’lu kişilerde semptomlar farklılık göstermektedir. Polikistik over sendromu tanısı konan hastalarda en sık başvuru oligomenore nedeniyle olduğu gözlemlenmiştir. Oligamenore; 2 adet arasındaki sürenin 35 günü geçmesidir.

    Düzensiz adet döngüleri
    Amenore(adet görememe)
    Yüz ve vücutta kıllanma
    Sivilcelenme
    Saç dökülmesi
    Hamile kalmada zorluk/infertilite, gebelik kayıpları
    Adet görememe ya da düzensizliğine bağlı anksiyete ve depresyon dahil ruh hali değişiklikleri
    Obezite
    Uyku apnesi
    Metabolik Problemler

    Polikistik over sendromu hem endokrinolojik hem de metabolik bir hastalıktır bunun nedeni kişilerde yüksek oranda obezite, bozulmuş glukoz toleransı, hiperandrojenemi, dislipidemi, kan basıncı artışı izlenebilmesidir. Polikistik over sendromlu olup obezite, oligomenore, hiperandrojenizm ve infertilite tedavisi görenlerde jinekologlar tarafından yapılan ilk öneriler arasında diyet ve egzersiz bulunmaktadır.

    PCOS kadınlarda obezite ve hafif şişmanlık görülme oranını artırmaktadır. Bu sendrom dünyada her 16 kadından birinde görülmektedir. PKOS’ta görülen hafif şişmanlık ve obezite prevalansı %40-60 arasında değişmektedir. PKOS hastalarında kilo kontrolü, yandaş hastalıkların riskini ve belirtilerini azaltmada çok önemlidir. Kilo artışı sıklıkla oligomenorenin başlaması ve erkeklik hormonlarının artışı ile görülmektedir. Görülen obezite türü ise genellikle abdominal obezite yani elma tipi şişmanlıktır.

    PCOS, uzun dönemde tip 2 diyabet, kardiyolojik rahatsızlıklar, psikososyal sorunlar, ve rahim kanseri açısından risk oluşturmaktadır. PKOS’u olan hastaların %15’inde tanı konulduğu aşamasında glukoz toleransı normalken, 5-7 yıl sonra insülin direnci veya diyabet görülmektedir. Kontrollerde, PKOS’lu tüm kadınlarda BKİ, bel çevresi, tansiyon, serum lipit ve glukoz seviyelerinin ölçülmesi atlanmamalıdır.

    Polikistik over sendromu hastalarının yaklaşık %50’sinde metabolik sendrom oluşmaktadır. Metabolik sendrom; insülin direnci, hipertansiyon, hiperlipidemi ve inflamasyon artışıyla ilişkilidir. PCOS’ta insülin direnci görülmesi %50-75 aralığındadır. Aynı zamanda bu kişilerde diyabet başlangıç yaşı sağlıklı bireylere göre 10 yaş daha erkendir. PCOS’lu bireylerde sağlıklı kişilere göre tip 2 diyabet görülme oranı 2 kat daha fazla ve BKİ değeri 30 kg/m2 üzerine çıktığında bu oran 10 kat artmaktadır.

    Amerikan Üreme Tıbbı Derneği kılavuzlarına göre, polikistik over ilk basamak tedavisi; diyet ve egzersiz düzenlemesiyle yaşam tarzı müdahalesidir.

    PCOS metabolik hastalıklarla ilişkili olduğundan dolayı hastalığın tedavisi sağlıklı bir yaşam için önem taşımaktadır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda ilaç tedavisine ek olarak beslenme alışkanlıkları ile yaşam tarzı değişikliğine gidilmemesi ve vücut yağ kütlesindeki fazlalığın azaltılmaması sonucunda, hastalığın bu saydığımız komplikasyonlarının uzun süreli şekilde önlenemediğini biliyoruz. Ancak polikistik over sendromunun tipik semptomları sağlıklı bir beslenme programı ile düzeldiğini biliyoruz.

    https://www.ozgebayraktar.com.tr/

  6. Gebelik sürecinde beslenme, bebeğin zihinsel ve fiziksel sağlığı için son derece önemlidir. Annede çeşitli hormonal değişikliklerin meydana geldiği hamilelikte, bebeğin yeterli oranda gelişme göstermesi için dengeli ve sağlıklı beslenmek gerekir. Annenin günlük aldığı besinler plasenta yoluyla fetüse aktarılır ve anne karnında gelişim süreci beslenmeyle orantılı şekilde devam eder. Eğer hamilelikte beslenme ve yapılan hamile diyeti yetersiz olursa, ölü veya düşük doğum ile erken doğum riski bulunur. Sağlıksız beslenme bebeğin fiziksel ve zihinsel açıdan yetersiz gelişmesine de neden olur. Bu yazımızda hamilelikte beslenme nedir, nasıl olmalıdır ve neden önemsenmelidir gibi sorulara yanıt aradık.

    Hamilelikte Beslenme ve Hamile Diyeti

    Sağlıklı bir gebelikte annenin yaklaşık 9-14 kilo arasında kilo artışı yaşaması normaldir. İlk 3 aylık süreçte genellikle kilo artışı 1-2 kilo aralığında olur. Ancak kilolu şekilde hamile kalındıysa ilk 3 ay kilo vermek için hamile diyeti uygulanabilir. Bu süreçten sonra bebek gelişimi hızlandığından kilo koruma ya da yavaş kilo alma yönünde çalışabiliriz. Tüm hamilelik boyunca kilo verdirici hamile diyeti uygulanması kesinlikle uygun değildir. Hamilelik boyunca 15-16 kilodan fazla artış yaşanması bebek ve anne sağlığı için ciddi riskler oluşturabilir. Dengeli beslenmeme ile annede gebelik şekeri, tansiyon, kabızlık, anemi ve preeklemsi gibi sorunlar oluşabilir. Bebeğin normalden daha iri olması ise normal doğum yönteminin riskli olmasına neden olabilir. Bu nedenle anne-bebek sağlığının korunması için hamilelikte beslenme ve hamile diyeti adımlarının doğru uygulanması gerekir.

    Hamilelikle birlikte gelen mide bulantısı ve koku hassasiyeti gibi belirtileri önlemek için baharatsız, yağsız ve kokusuz gıdaların tüketilmesi tavsiye ediyoruz. Bu önlemler, hamileliğin ilk döneminde gözlenen olumsuz belirtilerin giderilmesinde etkilidir. Bununla birlikte, anne adayında ilk aylarda beslenme sağlıklı bir bireyde olması gerektiği gibidir. Ancak annede balık, yumurta, süt gibi bazı besinlere karşı hassasiyet başlamışsa bu gıdaları tüketme zorunluluğu yoktur. Çünkü ilk 3 ayda bebek gelişimi bu besinlerin tüketilmemesinden olumsuz etkilenmez.

    Gebeliğin 3. ayından itibaren, beslenme alışkanlıklarının yeniden düzenlenmesi gerekir. Çünkü bu süreç, bebeğin anne karnında esas vücut ve zihin gelişimin başladığı dönemdir. Ayrıca 3 aydan sonra hormonların düzene girmesi sağlanır ve vücut hamilelik sürecine fiziksel ve psikolojik açıdan adapte olur. 3. aydan sonra hamilelikte beslenme düzeyi ve günlük alınan enerji çok dikkatli bir şekilde ayarlanmalıdır. Zayıflama yönünde bir hamile diyeti uygulanmamalıdır. Kan şekerini dengeleyen, açlık hissini bastıran ve yeterli enerji sağlayan sağlıklı gıdaların tüketilmesi gerekir. Ek olarak besin değeri bakımından fakir, fakat yüksek kalorili besinler yemek, bebekten çok annenin kilo almasına neden olur. Bu da bebek gelişimi için olumsuz bir faktördür.

    Hamilelikte Beslenmenin Önemi

    Gebelik sırasında beslenme, hem anne hem de bebek için fazlasıyla önemlidir. Hamile diyeti ile kilo kontrolünün sağlanması ve sağlıklı beslenme ile bebeğin anne karnındaki sağlığı korunur. Anne adayının hamilelikte beslenme adımlarını doğru uygulaması şu avantajları sağlar:

    Bebek gelişimi ve büyümesi sağlıklı olur
    Anne vücudunun depoları dengede kalır
    Annenin fizyolojik gereksinimleri karşılanır
    Vücut emzirme için gerekli enerji ve besin ögeleri depolar
    Doğum sırasında oluşabilecek komplikasyonlar azalır
    Kronik sağlık problemlerinin oluşma riski düşer
    Bebek ideal ağırlıkta doğar
    Bebeğin zihinsel ve fiziksel sağlığı korunur
    Hamilelikte ve Kilo verdirici Hamile Diyeti Sürecinde Neler Yemelisiniz?

    Bebek gelişimi ve sağlığı için büyük önem taşıyan hamilelikte beslenme, gerekli besin öğelerinin yeterli miktarda alınmasıyla sağlanır. Anne adayının hem kendi hem de bebek için gerekli miktarda enerji alması gerekir. Ancak beslenmede alınan her kalori iyi enerji sağlamaz ve bebek gelişimine katkıda bulunmaz. Bu nedenle beslenme düzeninin sağlıklı gıdaları yeterli oranda içermesi gerekir. Farklı besin gruplarından beslenmeye özen gösterilmesi ve bol su içilmesi sağlıklı beslenmenin temel adımlarındandır. Sonuç olarak alınan besinlerin bebek vücudunun temel enerji kaynağı olması, gıda tüketimine dikkat edilmesini gerektirir. Akıllı besin tercihleri ve orantılı tüketimi bebek gelişimine yardımcı olur. Sağlıklı hamilelikte beslenme tüketiminin sağlanması için şu grup besinlerin tüketilmesi gereklidir.

    Tahıllar:

    Tahıl tüketimi, vücudun karbonhidrat ihtiyacını karşılamanın en sağlıklı yollarındandır. Karbonhidratlar vücudun temel enerji kaynağı olan besinlerdir ve pek çok tam tahıl ürünü lif, demir, B vitamini, mineral ve folik asit bakımından zengindir. Ayrıca az miktarda protein de içerirler. Bu nedenle hamilelerde günlük tahıl tüketiminin mümkün oldukça tam tahıllardan karşılanması gerekir. Bu grup ürünler arasında; esmer pirinç, yulaf, kepekli makarna, tam buğday unu, tam tahıllı ekmek gibi gıdalara yer verebiliriz.

    Meyve ve Sebzeler:

    Sebze ve meyve tüketimi hamilelikte beslenme açısından oldukça önemlidir. Çünkü sebze ve meyveler lif, vitamin ile mineral bakımından son derece zengindir. Lif oranı yüksek gıdalar, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde ve sindirimin kolaylaştırılmasında etkilidir. Vitamin ve mineraller ise diş eti sağlığı, kemik gelişimi ve sinir kas sisteminin düzgün çalışması gibi pek çok açıdan önemlidir. Meyve ve sebzelerin iyice yıkanarak ve mevsiminde tüketilmesi öneriyoruz.

    Kilo vermek için uygulanan hamile diyeti sürecinde tatlı isteğini azaltmak amacıyla meyvelerden çokça faydalanıyoruz. Normal tüketimin 1-2 porsiyon üzerine çıkabilirsiniz.

    Süt ve Süt Ürünleri

    Bebeğin kemik ve diş gelişimi genellikle kalsiyumla sağlanır. Süt ve süt ürünleri ise oldukça zengin kalsiyum depolarıdır. Yine yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler ve bazı meyveler kalsiyum yönünden zengin kaynaklardır. Bu ürünler D vitamini ile protein bakımından da zengindir. Bu nedenle anne karnındaki bebek gelişimine büyük katkı sağlar. Hamilelik ve hamile diyeti boyunca süt içmek, ara öğün ve akşam yemeklerinde yoğurt tüketmek ve salatalara peynir eklemek bebek gelişimini ciddi anlamda destekler. Süt ürünlerinde bulunan laktoz sindiriminde zorlanan anne adaylarının, laktozsuz süt ürünlerini tüketmesi uygundur. Ayrıca süt ürünlerini tüketirken laktaz enzimini parçalayan ek gıdalar da kullanarak varsa laktoz intoleransını böylece kontrol edebilirsiniz. Taze peynir tüketilmesini hamile beslenmesi sürecinde önermiyoruz.

    Et ve Balık

    Kırmızı et, kümes hayvanları eti, balık ve yumurta gibi hayvansal gıdalar sağlıklı protein depolarıdır. Bebek gelişiminde protein büyük yer tutar. Bu nedenle hamileliğin ilk 3 ayından sonra mutlaka beslenme programına eklenmeleri gerekir. İlk 3 ayında da hassasiyet yaşamıyorsanız tüketmeniz uygun hatta kilo verdirici hamile diyeti sürecinde tok tutucu ve termojenik etkisi nedeniyle oldukça etkili olacaktır. Kırmızı et proteinin yanı sıra magnezyum, sodyum, çinko, demir, bakır, B vitamini ve yağ bakımından da zengindir. Balık ise yüksek oranda Omega 3 yağ asitlerini içerir ve göz-beyin gelişimine faydalıdır. Fakat bazı deniz ürünleri bebek gelişimine zararlı olan civa yönünden zengindir. Bu nedenle bu besinlerin tüketim miktarına dikkat etmek gerekir. Kırmızı eti tüketiminde ise etin iyi pişirilmesi gerekir, aksi halde enfeksiyon ve kalın bağırsak ile ilgili sindirim problemleri yaşayabilirsiniz.

    Bunlar dışında; ceviz, badem, kuru kayısı ve kuru incir gibi kuruyemişlerin de hamilelikte beslenme programına eklenmesi gerekir. Bu gıdalar vücuda pek çok açıdan faydalı olurken gerekli oranda enerji alınmasını sağlar ve tatlı ihtiyacını dengeler. Günde 2-3 adet ceviz, 6-8 adet de çiğ badem-fındık tüketmeniz faydalı olacaktır. Bu nedenle hamur işi ve pasta gibi yüksek kalorili sağlıksız gıdalar yerine tercih edilmelidir. Bu tarz gıdaların arada bir olmak kaydıyla minimum oranda tüketilmesinde sakınca yoktur. Önemli olan aşırıya kaçmadan ve dengeli oranda beslenmektir. Ek olarak hafif yürüyüş ve hamile pilatesi ya da hamile yogası gibi hafif tempolu ve ağırlık içermeyen sporların yapılması hem rahat bir gebelik süreci geçirmede hem de kolay doğum yapmada etkilidir.

    Kilo vermek için uygulanan hamile diyeti gebeye göre değişmekle birlikte 2-4 ay kadar sürmelidir. Bu aylardan sonra yine gebenin kilosuna göre kilo koruma ve minimum kilo alımı üzerine çalışılmalıdır.

    https://www.ozgebayraktar.com.tr/

  7. It’s perfect to be here with everybody, I have a great deal of information from what you share, to express profound gratitude, the data and information here help me a ton.

  8. I just want to say I’m very new to weblog and seriously loved your web page. More than likely I’m likely to bookmark your blog post . You actually have outstanding stories. Thanks for sharing with us your webpage.

Leave a Reply

Your email address will not be published.